
Gebelik döneminde karşılaşılan sağlık sorunları bazen görüntüleme yöntemlerine ihtiyaç doğurabilir. Bu noktada birçok anne adayının aklına aynı soru gelir: “Gebelikte röntgen çekilir mi, bebeğe zarar verir mi?” Röntgen kelimesi, radyasyonla ilişkilendirildiği için gebelikte doğal olarak endişe yaratır. Çoğu kadın, farkında olmadan röntgen çektirmiş olabileceğinden ya da acil bir durumda röntgen önerildiğinde ne yapacağını bilemediğinden kaygı duyar.
Gebelikte röntgen konusu, doğru bilgiye sahip olunmadığında gereksiz korkulara ya da tam tersine risklerin hafife alınmasına yol açabilir. Oysa röntgenin türü, çekilen bölge, kullanılan doz ve gebeliğin haftası bu konuda belirleyici faktörlerdir.
Bu yazıda gebelikte röntgen çekilip çekilemeyeceği, radyasyonun bebeğe etkileri, hangi durumlarda röntgenin gerekli olabileceği ve anne adaylarının en sık sorduğu sorular ayrıntılı şekilde ele alınacaktır.
Röntgen, X-ışınları kullanılarak vücudun iç yapılarının görüntülenmesini sağlayan bir tanı yöntemidir. Kemikler, akciğerler ve bazı organlar röntgenle hızlı ve etkili şekilde değerlendirilebilir. X-ışınları iyonizan radyasyon içerir; yani hücre DNA’sı üzerinde etki gösterebilir.
Bu nedenle gebelikte röntgen denildiğinde asıl endişe, bu radyasyonun gelişmekte olan bebeğe zarar verip vermeyeceğidir.
Bu sorunun cevabı tek kelimeyle “evet” ya da “hayır” değildir. Gebelikte röntgenin bebeğe etkisi, maruz kalınan radyasyon dozuna bağlıdır.
Tanısal amaçlı kullanılan röntgenlerde verilen radyasyon dozu genellikle oldukça düşüktür. Çoğu standart röntgen incelemesinde bebeğin maruz kaldığı doz, gebelikte zararlı kabul edilen eşik değerlerin çok altındadır.
Bilimsel veriler, gebelikte 50 mGy’nin altındaki radyasyon dozlarının bebekte malformasyon, gelişme geriliği veya düşük riskinde anlamlı bir artışa yol açmadığını göstermektedir. Günlük pratikte kullanılan tek bir röntgen çekiminde bu seviyelere ulaşılmaz.
Radyasyon dozları farklı birimlerle ifade edilir ve bu durum çoğu kişi için kafa karıştırıcı olabilir. En sık kullanılan birimlerden biri Gray (Gy)’dir ve dokunun aldığı fiziksel radyasyon enerjisini gösterir. Tıbbi görüntülemede genellikle bu birimin binde biri olan miligray (mGy) kullanılır. Gebelikle ilgili risk değerlendirmelerinde en sık referans verilen doz birimi mGy’dir.
Bir diğer yaygın birim Sievert (Sv)’tir. Sievert, radyasyonun biyolojik etkisini ifade eder. Günlük yaşamda ve çevresel maruziyetlerde çoğunlukla milisievert (mSv) kullanılır. mGy ve mSv her zaman birebir aynı değildir, ancak tanısal röntgenlerde pratikte birbirine yakın değerler olarak kabul edilir.
Konunun daha iyi anlaşılması için günlük yaşamda maruz kalınan doğal radyasyonla karşılaştırma yapmak faydalıdır. İnsanlar, sadece yaşadıkları çevre nedeniyle yılda ortalama 2–3 mSv doğal radyasyona maruz kalırlar. Bu radyasyonun kaynağı; toprak, kayaçlar, kozmik ışınlar ve hatta tüketilen bazı gıdalardır. Bir uçak yolculuğu sırasında alınan kozmik radyasyon da bu doğal maruziyetin bir parçasıdır.
Tanısal amaçlı tek bir akciğer röntgeninde alınan radyasyon dozu, çoğu zaman birkaç günlük ya da birkaç haftalık doğal çevresel radyasyona eşdeğerdir. Bu nedenle, gebelikte kullanılan tekil ve düşük dozlu röntgen çekimlerinin, günlük yaşamda zaten maruz kalınan doğal radyasyonla kıyaslandığında çok yüksek dozlar içermediği söylenebilir.
Gebelikte risk açısından kritik eşik olarak kabul edilen dozlar, tanısal röntgenlerde ulaşılan seviyelerin çok üzerindedir. Bu nedenle değerlendirme yapılırken rakamların bağlamı içinde ele alınması önemlidir.
Gebelikte sık kullanılan röntgen tetkikleri ve bebeğin maruz kaldığı yaklaşık radyasyon dozları şöyledir:
Tetkik türü | Bebeğin aldığı yaklaşık radyasyon dozu |
Akciğer grafisi | 0.001–0.01 mGy |
Kafa grafisi | <0.01 mGy |
Diş grafisi | <0.001 mGy |
Kol veya bacak grafisi | <0.001 mGy |
Karın grafisi | 1–3 mGy |
Bu tabloda görüldüğü gibi, karın bölgesi doğrudan ışınlanmadığı sürece (akciğer, kafa, diş, kol-bacak grafileri gibi) bebeğin maruz kaldığı radyasyon dozu son derece düşüktür ve çoğu zaman ihmal edilebilir düzeydedir. Karın grafilerinde ise doz daha yüksektir, bu nedenle gebelikte yalnızca gerçekten gerekli durumlarda tercih edilir.
► Bir gebenin gebeliği boyunca alabileceği üst sınır nedir?
Gebelikte, bebeğin toplam maruz kalacağı radyasyon için güvenli kabul edilen üst sınır 50 mGy’dir. Tanısal amaçlı röntgen ve benzeri görüntülemelerde ulaşılan dozlar, çoğu zaman bu sınırın çok altındadır.
► Bir gebenin tek seferde alabileceği üst sınır nedir?
Tek bir maruziyette, 50 mGy’nin altındaki radyasyon dozlarının bebekte yapısal anomali, gelişim geriliği veya düşük riskinde anlamlı bir artışa yol açtığı gösterilmemiştir. Günlük klinik uygulamada yapılan tekil röntgen çekimlerinde bu seviyelere ulaşılması beklenmez.
Gebelikte Bilgisayarlı Tomografi (BT) Tetkikleri ve Bebeğin Aldığı Yaklaşık Radyasyon Dozları
Tetkik türü | Bebeğin aldığı yaklaşık radyasyon dozu |
Beyin BT | < 0.01 mGy |
Toraks BT | 0.01 – 0.1 mGy |
Abdomen BT | 10 – 25 mGy |
Pelvik BT | 20 – 50 mGy |
Gebelikte radyasyona duyarlılık, gebeliğin haftasına göre değişir.
İlk trimester, yani gebeliğin ilk 12 haftası, bebeğin organlarının oluştuğu dönemdir. Bu nedenle teorik olarak radyasyona en hassas dönemdir. Ancak yine de tanısal röntgenlerde kullanılan düşük dozlar çoğu zaman ciddi bir risk oluşturmaz.
İkinci ve üçüncü trimesterde radyasyona bağlı yapısal anomali riski daha da düşüktür. Bu dönemlerde daha çok büyüme geriliği veya fonksiyonel etkiler teorik olarak tartışılır; ancak tanısal dozlarda bu risk son derece düşüktür.
Röntgenin çekildiği bölge, bebeğin maruz kaldığı radyasyon miktarını belirleyen en önemli faktörlerden biridir.
Diş röntgenleri, kol, bacak, el veya ayak röntgenleri bebeğe çok uzak alanlarda çekilir. Bu tür röntgenlerde karın bölgesi doğrudan ışınlanmaz ve bebeğin aldığı radyasyon dozu ihmal edilecek kadar düşüktür.
Akciğer röntgeninde de uygun koruyucu önlemler alındığında bebeğe ulaşan radyasyon miktarı çok düşüktür. Kurşun önlük kullanımı bu riski daha da azaltır.
Buna karşılık karın ve pelvis bölgesini doğrudan içeren röntgenlerde bebeğin aldığı doz daha yüksektir. Bu tür incelemeler gebelikte ancak zorunluysa yapılır.
Evet. Gebelikte her durumda röntgenden kesinlikle kaçınılması gerektiği doğru değildir. Anne sağlığını ciddi şekilde tehdit eden durumlarda röntgen gerekli olabilir.
Örneğin:
Bu gibi durumlarda tanı koymak ve tedaviyi geciktirmemek anne ve dolaylı olarak bebeğin sağlığı için daha önemlidir. Gerekli durumlarda, en düşük doz ve en uygun teknikler kullanılarak röntgen çekilebilir.
Mümkün olan her durumda iyonizan radyasyon içermeyen görüntüleme yöntemleri tercih edilir.
Ultrason, gebelikte tamamen güvenli kabul edilir ve radyasyon içermez. Pek çok abdominal ve pelvik sorun ultrason ile değerlendirilebilir.
Manyetik rezonans görüntüleme, iyonizan radyasyon içermez ve gerekli durumlarda gebelikte güvenle kullanılabilir. Özellikle ikinci ve üçüncü trimesterde MR sıkça tercih edilir.
Ancak bazı durumlarda röntgen, en hızlı ve en uygun tanı yöntemi olabilir.
Birçok kadın, hamile olduğunu bilmeden röntgen çektirmiş olabilir. Bu durum son derece yaygındır ve çoğu zaman ciddi bir risk oluşturmaz.
Tek bir tanısal röntgen çekimi, gebeliğin sonlandırılmasını gerektirecek bir durum değildir. Böyle bir durumda paniğe kapılmak yerine, çekilen röntgenin türü ve dozu değerlendirilir. Çoğu vakada ek bir işlem gerekmez ve gebelik normal şekilde takip edilir.
Kurşun önlük, röntgen sırasında karın bölgesini radyasyondan korumak için kullanılır. Özellikle karın dışı bölgelerin röntgeninde kurşun önlük kullanılması, bebeğin maruz kaldığı radyasyonu daha da azaltır.
Günümüzde modern cihazlarla çekilen röntgenlerde bile bu önlem rutinde uygulanır ve güvenlik açısından önemlidir.
Tanısal amaçlı röntgen çekimlerinde kullanılan düşük doz radyasyonun düşüğe neden olduğuna dair güçlü bir bilimsel kanıt yoktur. Düşük riski, genellikle maruz kalınan radyasyon dozunun çok üzerinde değerlerde söz konusu olur.
Bu nedenle tek bir röntgen çekimiyle düşük riski arasında doğrudan bir ilişki kurulmaz.
Yüksek doz radyasyonun teorik olarak çocukluk çağı kanser riskini artırabileceği bilinmektedir. Ancak tanısal röntgenlerde kullanılan düşük dozların bu riski anlamlı şekilde artırdığına dair net kanıtlar yoktur.
Risk varsa bile, bu risk son derece düşüktür ve çoğu zaman günlük yaşamda maruz kalınan doğal radyasyonla kıyaslanabilir düzeydedir.
Gebelikte röntgen kararı, “zarar–yarar dengesi” gözetilerek verilmelidir. Tanı ve tedavinin gecikmesi anne sağlığını riske sokuyorsa, röntgen çoğu zaman gerekli ve doğru bir tercihtir.
1. Gebelikte röntgen kesinlikle yasak mıdır?
Hayır. Gerekli durumlarda ve uygun önlemlerle röntgen çekilebilir.
2. Diş röntgeni gebelikte güvenli midir?
Evet. Kurşun önlükle yapılan diş röntgenlerinde risk son derece düşüktür.
3. Hamileyken farkında olmadan röntgen çektirdim, ne yapmalıyım?
Panik yapmadan doktorunuza bilgi vermelisiniz. Çoğu durumda ek bir işlem gerekmez.
4. Gebelikte akciğer röntgeni çekilebilir mi?
Gerekli durumlarda, koruyucu önlemlerle çekilebilir.
5. Tek bir röntgen bebeğime zarar verir mi?
Tanısal dozlarda, tek bir röntgenin ciddi zarar vermesi beklenmez.
Yazar: Dr. Funda Yazıcı Erol, 02/01/2026 21:42